İtalya’da bir Türk çocuğun dramı…

MÜJGAN HALİS 
1979′da İtalya’ya giden Nejdet Işık’ın 6 yıl önce Sonia Saccoccia isimli bir kadından ‘Hikmet’ adını verdikleri oğlu oldu. İtalyan anne karşı çıkınca, uzun uğraşlarla baba olduğunu kanıtlayabilen Işık, anneye sado-mazoşist teşhisi konulmasıyla bir şok daha yaşadı. Hikmet şimdi ya annede kalacak, ya da yetimhaneye gönderilecek

Nejdet Işık (50), 1979′da Sivas’ın Divriği ilçesinin Ovacık köyünden İtalya’ya gitti, Ancona şehrine yerleşti. Bu 33 sene içinde aralarında pazarlamacılık, işletmecilik, şirket yöneticiliği ve danışmanlığın olduğu pek çok iş yaptı. Halen Radikal Parti’ye yakın İtalyan Garanti Hareketi’nin bölgesel koordinatörü olan Işık’ın 2006′da, Sonia Saccoccia adlı bir İtalyan kadınla ilişkisinden Hikmet ismini verdikleri bir oğlu oldu. Saccoccia önce çocuğun Nejdet Işık’tan olmadığını iddia etti. Işık uzun süren mücadeleler sonucu Hikmet’in kendi çocuğu olduğunu ispatladı. Ancak bu tam 6 ay sürdü ve o süre zarfında çocuğunu hiç göremedi. Babalık hakkını ispatlayınca çocuğunu görmeye başladı. Ancak, İtalya’daki aile sorunlarına bakan Tribunale Per i Minorenni adlı özel mahkemenin, sado-mazoşist kişilik bozuklukları nedeniyle Saccoccia’nın annelik haklarını elinden aldığını öğrendi. Çocuğu her an yetimhaneye konulma tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bütün İtalya’da 29 tane olan bu özel mahkemenin, 1926′da İtalyan faşistler tarafından kurulduğunu biliyordu. Kararı öğrenince çocuğunun velayetini almak için başvurdu. Işık’ın talebini değerlendiren mahkeme, onu 5 yıl önce tıp fakültesinden henüz mezun olmuş bir psikiyatra yönlendirdi. Ve birkaç seferlik görüşmenin sonucunda, söyledikleri çarpıtılarak hakkında ‘deli raporu’nun düzenlendiğini öğrendi. Hemen itiraz etti ve mahkeme iki bilirkişi daha atadı, bu iki bilirkişinin düzenlediği raporda Işık’ın ruh sağlığının yerinde olduğu kaydedildi. Ancak ne hikmetse, mahkeme şu ana kadar ilk doktorun raporunu dikkate almakta ısrar ediyor.

‘BABALIK HAKKIM GASP EDİLDİ’ Işık, yaşadıklarını şöyle anlatıyor: “Oğluma büyük Türk şairi Nazım Hikmet’in soyadını isim olarak verdim. Hiçbir inandırıcı sebep olmadığı halde İtalyan devletince babalık hakkım gasp edilmiş durumda. Ruh sağlığım yerinde olduğu halde, iftirayla karşı karşıya kaldım. Oğlumun annesinin durumu çok dramatik ve halen onunla yaşamaya zorlanıyor. Bu olmazsa yetimhaneye konulmakla tehdit ediliyor. Oğlumun sadist ve mazoşist bir anne tarafından büyütülmesi tüylerimi diken diken ediyor.” İlk rapor sonucu oğlunu 2.5 sene göremeyen Işık, oğlunun sado-mazoşist annesinden alınıp kendisine verilmesi ve sosyal danışmanlarda olan velayetinin kendisine devredilmesi için mücadele ediyor. Işık, oğlunun İtalyan yetimhanelerine düşmesi durumunda, onu çıkarmasının mümkün olmadığını söylüyor.

Posted in Articoli | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Convegno Bambini sottratti 12.05.2012 Borgo Valditaro – Senatore Franco Cardiello

La famiglia e la scuola per secoli hanno avuto un ruolo essenziale, sia sociale che morale. Oggi questo diritto viene spesso negato. Un genitore di fronte a psicologi, psichiatri e assistenti sociali, può ritrovarsi accusato di colpe mai commesse, sulla base di opinioni soggettive proclamate o come parere “medico” o come parere “scientifico”. I fenomeni di cui parliamo sono conosciuti come “falsi abusi e allontanamento coatto dei bambini dalla famiglia e loro collocamento in comunità alloggio, affido o adozioni”. Le statistiche rivelano che circa il 20% delle sottrazioni coatte sono motivate da assenza coatta dei genitori (provvedimenti carcerari), morte di entrambi i genitori, maltrattamenti o abusi. Il rimanente 80% circa avvengono con la motivazione di “inidoneità genitoriale”. Questa motivazione ha aperto le porte a innumerevoli violazioni di legge e dei diritti. Tramite valutazioni soggettive ed opinabili, psicologi e assistenti sociali spesso inducono il Tribunale dei minori a prendere provvedimenti drastici e drammatici, sottraendo i figli alla famiglia, collocandoli nelle comunità, mettendoli poi sotto indagine, analisi e quant’altro. La famiglia, nella maggioranza dei casi, è totalmente impotente di fronte a questo sistema che opera con l’ausilio, se i genitori si rifiutano, della forza pubblica.

Posted in Articoli, Video-Voce | Tagged , | Leave a comment

İtalya’da bir Türk çocuğun dramı…

İtalya’da bir Türk çocuğun dramı…

 

 

Posted in Articoli | Tagged , , , , , | Leave a comment

i consulenti e gli intelletuali

PRINCIPIO DEL MALE: I TRIBUNALI SPECIALI COME QUEI TRIBUNALI PER I MINORENNI! - NON HA LE REGOLE FISSE.

La massa degli uomini serve l’istituzione non come uomini ma come macchine, con il loro solo corpo, Essi formano esercito regolare , i carcerieri , i poliziotti, tribunali speciali, eccetera. Nella maggior parte dei casi non c’è libero esercizio né facoltà di giudizio né del senso morale; gli uomini si mettono allo stesso livello del legno e della pietra; forse potrebbero fabbricarsi  uomini di legno che servirebbero altrettanto bene allo scopo. Uomini siffatti non incuterebbero maggior rispetto di uomini di paglia o di sterco. Essi hanno stesso valore dei cavalli e dei cani. E tuttavia uomini del genere sono comunemente stimati buoni cittadini. Altri, come la maggior parte dei legislatori , degli uomini politici, degli avvocati, psichiatri, psicologi  dei funzionari statali ( detti i consulenti ) servono lo Stato principalmente con la loro testa; e poiché  essi raramente fanno distinzioni morali, sono pronti servire ( esecutori automatici ) senza volerlo il diavolo e Dio. Pochissimi come gli eroi, i martiri e gli uomini, servono lo Stato anche con le loro coscienze e così, necessariamente , per lo più gli si oppongono e sono comunemente  trattati come nemici. H.D.Thoreau

Non viene versato per così dire del sangue quando viene ferita la coscienza? Guidato dalla coscienza e ispirato dall’Amore. Nel testamento-precetto di Ieyasu Tokugawa ” Evita le cose che ami e rivolgi la tua attenzione ai dispiacevoli doveri.”
< Ci sarà una guerra civile? Sì, ma non sarà come quelli del passato cioè il popolo che si combatte fra di loro, Sarà contro sti uomini di paglia o di sterco, è cosi scorerà meno sangue.>

Posted in Articoli | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Gurbet elde ikinci darbe evlat hasreti

Hikâyeleri farklı, acıları ortak. Almanya’da çocukları Gençlik Dairesi tarafından ellerinden alınan Türk babalar isyan ediyor

12 yıldır oğlunu alamadı
URFALI İsmail Bayar, 23 yıldır Almanya’nın Gütersloh kentinde yaşıyor. Oğlu Mikail’in (12) annesi Hollandalı Dirkje ile de burada tanışmış ve evlenmiş. Çocukları oğlu çift ayrılınca Gençlik Dairesi tarafından alınarak, Oelde’de yaşayan koruyucu aileye verilmiş. Mikail o günden beri annesini görmüyor, babasıyla da ancak ayda bir görüşebiliyor. Matbaa işçisi İsmail Bayar ise oğluna kavuşmak için şimdiye kadar altı avukat değiştirmiş, biriktirdiği bütün parayı harcamış ve yaşadıklarına dayanamayarak Gençlik Dairesi’ni yakmaya çalışmış. Hikâyesini ondan dinledik: “Oğlumun annesi Dirkje ile 1991′de evlendim, 1996′da ayrıldım. Ancak ilişkimiz sürdü, o sırada Mikail’e hamile kaldı. Çocuğumu doğduktan sonra nüfusuma kaydettim. Oğlum bir yaşındayken Gençlik Dairesi tarafından alındı. Bende kalması için başvurdum. İlk başvurumda ‘Vereceğiz’ dediler ama aradan 12 sene geçti, çocuğum hâlâ bende değil. Bu uğurda tam altı avukat değiştirdim.” Oğlu Mikail’in Hıristiyan kültürüne göre yetiştirildiğini, onu sünnet dahi ettiremediğini söyleyen İsmail Bayar, Türk Konsolosluğu’nun ilgisizliğinden de şikâyetçi.

‘Sana ne’ cevabı aldım
Almanya Stuttgart’ta 22 yıldır yaşayan İsmet Koç (48), 2001′de evlendiği Çeçen eşi Malika’dan 6 yıl sonra boşandı ve mahkeme çocukları Sema Deniz (11) ve Edanur’u (7) Çeçen annelerine verdi. Koç, çocuklarını elinden aldığına inandığı Gençlik Dairesi müdürünü rehin aldı, bu yüzden iki yıl cezaevinde kaldı, geçen yıl tahliye edildi. Cezaevinde iltihaplanmadan dolayı ağır bir kalp krizi geçirdi. O günden beri ne çalışabiliyor ne de çocuklarını görebiliyor. Eşinin Çeçenistan’daki savaşın mağduru olduğunu, psikolojik sorunlar yaşadığını ve bu yüzden boşandıklarını belirten İsmet Koç “Kızımın kaza yaptığı bilgisi geldi. 2007′de Gençlik Dairesi’ni aradım, ‘Kızıma ne oldu?’ dedim. ‘Sana ne’ diye bir cevap aldım. Aylardır çocuklarımı görmüyordum, Gençlik Dairesi’ne gidip çocuklarımın nerede olduğunu sordum. Gençlik Dairesi yetkilileri benimle alay etmeye başlayınca bir anda kendimi kaybettim ve müdürü bıçakla rehin aldım” diyor. İki kızının da hiç Türkçe bilmediğini söyleyen İsmet Koç, cezaevinden çıkar çıkmaz çocuklarının velayetini almak için dava açmış. Şimdi hukuki süreci bekliyor.

‘Evlatlarımı korkuttular’
İrfan Yavuz (47), 26 senedir Almanya Oldenburg’de yaşıyor. 1996′da Iraklı bir kadınla evlendi ve üç çocuğu oldu: Cane, Melek ve İbo. Ardından boşandılar. Çocuklar annenin psikolojik sorunları nedeniyle Gençlik Dairesi’nden alınarak koruyucu ailelere verildi. Yavuz altı yıldır çocuklarını göremiyor. Yavuz “Anneleri eşyaları camdan atacak kadar kötüleşince, 2010′da Gençlik Dairesi çocuklarımı aldı. Ayrıldığımızda Cane 10, Melek 3 yaşında, İbo’ysa 6 aylıktı. Alman devleti bana çocuklarımı görme yasağı koydu. İki kızımı bir Alman ailesine, oğlumu da başka bir aileye verdiler. Çocuklarımı parçaladılar, Hitler’in Yahudilere yaptığını şimdi bize yapıyorlar. Onları geri almak için beş dava açtım, altı senedir yüzlerini görmedim. Onların hasretinden yandım, bittim” diyor. Gençlik Dairesi’ni ‘kravatlı teröristler’ olarak niteleyen İrfan Yavuz; Alman devletiyle savaştığını, çağrıldığı televizyon programlarına bavul dolusu belgeyle gittiğini söylüyerek “Gençlik Dairesi beni çocuklarıma düşman gibi anlattı. ‘Biz babamızdan korkuyoruz’ diyorlarmış, Almanların büyüttüğü çocuklarımın ileride nasıl olacağını düşünmek bana ıstırap veriyor” diye konuşuyor.MÜJGAN HALİS

Posted in Articoli | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Torunlarımın dini, dili kültürü elinden alındı

Almanya’dan emekli Nigar Günay, uyuşturucu bağımlısı kızının iki oğlu için mücadele veriyor. Anneanne, “Torunlarım dazlak ailelerde, üç ayda bir gösteriyorlar. Türkiye yardım etsin” diyor

Nigar Günay (63), Almanya’da yaşayan Bingöllü bir anneanne. İşçi emeklisi, maddi durumu gayet iyi. Uyuşturucu bağımlısı kızı Sevilay’ın iki oğlu Azad ve Arda beş yıl önce dazlak bir Alman aileye verilmiş. İddiaya göre bakıcı ailede şiddet görüyorlar, Hıristiyan kültürüne göre yetiştiriliyorlar ve sünnet edilmelerine izin verilmiyor. Nigar Günay, torunlarını sadece üç ayda bir iki saatliğine, görevlilerin gözetiminde görebiliyor. Onlarla Türkçe konuşması, şeker alması dahi yasak. “Torunlarımı köle yaptılar, dinlerini aldılar, dillerini aldılar, kültürlerini aldılar, anne şefkatini aldılar. Bakıcı aileye anne-baba demeye zorluyorlar. Devletimiz elimden tutsun, torunlarımı bana geri versinler” diye yakarıyor.

BAKIMINI ÜSTLENMİŞTİ Nigar Günay’ın Almanya macerası 1977′de başladı. Almanya’nın Feldbert şehrinde yaşayan Günay, 25 yıl fabrikalarda çalıştı ve emekli oldu. 5 çocuğu da iyi eğitim gördü. Her şey yolundayken küçük kızı Sevilay bir Faslı’yla evlendi. Birer sene arayla iki oğlu oldu: Azad (9) ve Arda (8). Arda doğduktan sonra Sevilay, Faslı kocasından boşandı ve arkadaş çevresinin de etkisiyle uyuşturucu batağına saplandı. Nigar Günay bir yandan kızının tedavisiyle uğraşırken, diğer yandan torunlarının bakımını üstlendi. Hikayesini ondan dinleyelim: “Meğerse Gençlik Dairesi, Sevilay’ı evlenmeden önce de takip ediyormuş. Hatta annelik hakkını bile elinden almışlar, Sevilay üzülürüm diye bana söylememiş. Doğumunda dahi vardılar. 2006′da evimiz o kadar müsait değildi, ben de torunlarım rahat etsin diye 150 bin euroya bu evi satın aldım. Gençlik Dairesi de evimizi beğendi, hatta gelip kontrol ettiler.” Fakat bu beğeni işe yaramamış olacak ki, Azad ve Arda 2007′de gittikleri anaokulundan alınıp, önce bir yuvaya yerleştirildi, sonra da koruyucu aileye verildi. Anneanne o günü şöyle anlatıyor: “Kızım sinir krizi geçirince hastaneye kaldırıldı. Ben de ağlamaya başladım. Polis ellerime kelepçe vurarak beni bir hücreye attı.” Birkaç saat sonra serbest kalan Nigar Günay ertesi gün Stutgart’a gidip bir avukat tuttu ve haklarını aramaya başladı. Ancak mücadelesi şimdiye kadar hiçbir işe yaramadı: “Varımı yoğumu bu çocukların yoluna harcadım. Eskiden 15 günde bir üç saatliğine görebiliyordum torunlarımı, sonra bir aya yükselttiler. Görüşmelerimiz de şöyle oluyor; bir odaya koyuyorlar, iki üç kişi de bizi gözetliyor. Türkçe konuşmak yasak. Zaten çocuklar Türkçe anlamıyorlar artık. Torunlarıma bir şeker bile vermem suç. 9 yaşındaki torunum altını ıslatıyor. Azad; Kürtçe’yi, Türkçe’yi, Almanca’yı anlıyordu. Şimdi sadece Almanca biliyor.”

DAZLAK AİLE YE VERİLDİ  Torunlarının verildiği ailenin dazlak ve aykırı bir aile, üstelik beş çocuk sahibi olduğunu söyleyen Günay; Azad ile Arda’nın büyüdüğü evi dahi görmediklerini, sadece arabalarının plakalarından hangi şehirde oturduklarını tahmin ettiklerini söylüyor. Torunlarının ilk yıllarda evde dayak yediklerini, soğuk suyla duş yaptırıldıklarını anlattıklarını ancak son yıllarda korktukları için kendileriyle böyle şeyler paylaşmadıklarını vurgulayan Günay ekliyor: “Çocukları görseniz öyle zayıflar ki, kemikleri sayılıyor. Birkaç yaş küçük gösteriyorlar. İsimlerini değiştirmemişler ama Hıristiyan gibi yetiştiriliyorlar.” Torunlarını sünnet ettirmek isteğinin bile ‘vücut bütünlüğüne zarar veriyor’ gerekçesiyle geri çevrildiğini anlatan Nigar Günay Türk yetkililerine şöyle sesleniyor: “Torunlarımı köle yaptılar; dinlerini, dillerini, kültürlerini aldılar, anne şefkatini aldılar. Bakıcı aileye anne-baba demeye zorlanıyorlar. Ne olur biri elimden tutsun, torunlarımı bana geri versin. Hükümetimiz bizim için bir şeyler yapsın. Bizim çocuklarımız da Türkiye’nin geleceği. Torunlarım benim kültürümü, benim dinimi, dilimi bilsin, niye bir Hıristiyan gibi yaşasın? Ben ölmedim ki onlara bakabilecek güçteyim.”

ÇOK DUA ETTİM Gençlik Dairesi yetkililerinin torunlarına ‘çocuğum’ diye hitap etmesini bile yanlış yorumladığını söyleyen Günay, onlar için yapacağı fedakarlıkları şöyle anlatıyor: “Torunum demememe bile anlam yüklüyorlar, bilmiyorlar ki bizde torun çocuktan bile çok sevilir. İnanın ki benim beş çocuğum bir yana, Azad ile Arda bir yana. Bana göre sanki yer gök Azad ile Arda için yaratılmış. Torunlarımın pijamalarını dahi kaldırmadım, gittikleri günkü gibi yastığın altında durur. O gün onlara aldığım şekerleri dahi saklıyorum. Mekke- Medine’ye gittim, torunlarıma kavuşayım diye dua ettim. Artık yapacak bir şeyim kalmadı, avukatım AİHM’ye başvuracak.”

SON ÇARE AİHM  Maddi durumu iyi olan Nigar Günay, torunları Azad ve Arda’nın artık Türkçe’yi unuttuklarını söylüyor. Günay, son çare olarak AİHM’e başvuracak. MÜJGAN HALİS

 

Posted in Articoli | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Dört çocuğu elinden alındı

    Norveç’te yaşayan Konyalı Hatice Duman’ın, Akdeniz anemisi olan kızının da aralarında bulunduğu dört çocuğu kamu kurumları tarafından elinden alınarak, iki Norveçli aileye verildi.

Norveç’in Stavanger kentinde yaşayan Hatice Duman, Mart başından bu yana dört çocuğuna kavuşmak için mücadele ediyor. Üç evliliğinden altı çocuğu bulunan anne Hatice Duman’a sosyal hizmetler kurumundan Akdeniz anemisi hastası çocuğuna bakamadığı ve değişik okullarda eğitimlerine devam eden diğer üç çocuğunun okuldaki devamsızlıklarının fazla olması nedeniyle uyarı geldi.

Okul yönetimlerinin ve sosyal hizmetler kurumunun Hatice Duman’ın savunmalarından tatmin olmaması üzerine Duman’ın çocukları Murat Duman, Sibel Duman, Emirhan ve Selim Azat evlerinden alınarak, geçici süreliğine iki Norveçli ailenin yanına yerleştirildi. Hatice Duman’ın 19 ve 18 yaşlarındaki diğer iki çocuğu, yaşları büyük olması dolayısıyla alınmadı.

Çocuklarına kavuşmak için hukuk mücadelesi başlatan Hatice Duman, avukatı aracılığıyla mahkemeye başvurarak, çocuklarının yeniden kendisine verilmesi için itirazda bulundu. Yaşadığı sorunları AA’ya anlatan Duman, üçüncü evliliğini yaptığı eşinden de ayrıldığını ve çocuklarıyla yalnız yaşadığını kaydetti.

“BENİ KELEPÇELEYİP BAŞKA BİR ARABADA BEKLETTİLER”
Norveç sosyal hizmetler kurumunun, bir süre önce çocuklarına bakamadığı gerekçesiyle kuruma verilmesini teklif ettiğini belirten Duman, “Ben kesinlikle böyle bir durumu kabul etmeyeceğimi onlara bildirdim. İsterlerse bana yardımcı olacak bir görevlinin evime gönderilebileceğini kendilerine söyledim. Ben çalışıp çocuklarıma bakabiliyorum. Ben bu görüşmeyi yapıp evime döndüğüm sırada evime gelen görevlilerin çocukları alıp arabayla götürmek üzere olduklarını gördüm. Görevlilere itiraz edince beni kelepçeleyip başka bir arabada beklettiler ve çocukları alıp buradan bir saat uzaklıktaki Norveçli iki ailenin yanına yerleştirdiler” diye konuştu.

“KIZIM HASTANEYE KALDIRILDI”
12 yaşındaki kızı Sibel’in Akdeniz anemisi olduğunu ve sürekli tedavi altında tutulması gerektiğini kaydeden Hatice Duman, Norveçli ailenin kızı ile ilgilenmediğini öne sürdü. Kızının devamlı kendisine telefon açtığını ve eve dönmek istediğini söylediğini belirten Duman, “Aileyi ve görevlileri arayıp çocuğumun tedavisi için hastaneye yatırmalarını istedim. Şimdi hastanede tedavisi devam ediyor. Ben arada yanına gidebiliyorum. Ancak fazla kalma hakkım bulunmuyor. Hepsini çok merak ediyorum” dedi.

13 yaşındaki oğlu Murat’ın da hiperaktivite sorunu olduğunu söyleyen Hatice Duman, 4 ve 7 yaşındaki çocuklarının da anne sevgisine ihtiyaçları olduğunu ifade ederek, “Çocuklarımı bana versinler. Yardım etmek istiyorlarsa evimde ya da okullarında yardım etsinler. Ben bunu onlardan rica ettim” diye konuştu.

Kendisinin ve çocuklarının Müslüman, ancak ailelerin Norveçli olduğunu söyleyen Duman, “Çocuklarımı geri alana kadar mücadeleme devam edeceğim” dedi.
Hatice Duman, iki ailenin yanında kalan çocuklarını telefonla arayabildiğini, ancak çok kısa süre görüşmesine izin verildiğini, Türkçe konuşmasına ise izin verilmediğini söyledi.

Hatice Duman’ın itirazı üzerine mahkeme 15 Haziran’da çocukların nerede kalacağına karar verecek.

Norveç’te benzer durumda olan çok sayıda ailenin çocuklarını kaybettiğine dikkati çekiliyor.

Bu arada Türkiye’nin Oslo Büyükelçiliği görevlileri konuyla ilgileniyor ve Norveçlilerden bilgi alıyor.

Avrupa ülkelerinin birçoğunda olduğu gibi Norveç’te de aile içinde en ufak şiddet olayı ve ilgisizlik karşısında çocuk aileden alınıyor v

Posted in Articoli | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Grillo Story di Marco Travaglio

23a puntata di Servizio Pubblico dal titolo Anno del Grillo, conduce Michele Santoro. In questo video: la Grillo Story di Marco Travaglio. La storia politica di Beppe Grillo tra proposte e proteste. Ma come hanno raccontato giornali e telegiornali l’avventura di Grillo fino alle elezioni provinciali dello scorso fine settimana?

Posted in Articoli, Video-Voce | Tagged , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment

Alejandro jodoroswky la montagna sacra finale

Alejandro jodoroswky la montagna sacra finale

Immaginiamo un uomo che effettui l’ascensione di una montagna altissima, dirupata e ancora inesplorata. Supponiamo che dopo aver trionfato di difficoltà e di pericoli inauditi, egli sia riuscito a salire molto più in alto dei suoi predecessori, senza tuttavia aver raggiunto la sommità. Egli si trova in un situazione in cui non è soltanto difficile e pericoloso, ma addirittura impossibile avanzare oltre nella direzione. Egli è costretto a tornare indietro, a cercare altri cammini, sia pure più lunghi, che gli permettano di salire fino alla cima. La discesa, da questa altezza mai ancora raggiunta, offre difficoltà e dei pericoli ancora maggiori, forse, dell’ascensione: è più facile inciampare. Si vede male dove si mettono i piedi, manca quello stato d’animo particolare di entusiasmo che dava impulso al cammino verso l’alto. Dal basso giungono voci piene di una gioia maligna. Gli uni gioiscono apertamente, lanciano urla, gridano “Guardate, sta per cadere, gli sta bene. Così imparerà a fare il folle”. Altri cercano di nascondere la propria gioia. Assumono un’aria triste, alzano gli occhi al cielo: “Con nostro dolore, i nostri timori si avverano. Non siamo stati forse noi, che abbiamo dedicato tutta la nostra vita a preparare un piano ragionevole per l’ascensione di questa montagna, a chiedere un rinvio dell’ascensione fino al momento in cui il nostro piano fosse stato elaborato definitivamente? E se noi abbiamo lottato tanto ardentemente contro il cammino che adesso lo stesso insensato abbandona (guardate: torna indietro, discende, lavora per ore per prepararsi la possibilità di muoversi di un solo metro! Lui che ci ha lanciato le peggiori ingiurie quando chiedevamo sistematicamente moderazione e accuratezza). Se noi abbiamo condannato l’insensato e messo in guardia tutti affinché non lo imitassero e non lo imitassero, l’abbiamo fatto esclusivamente per amore del grande piano di ascensione di questa stessa montagna, per non compromettere del tutto questo piano grandioso!”(*).
In questi anni, dal Vday del 2007 alle ultime amministrative del 2012, dai Meetup al MoVimento 5 Stelle, il nostro obiettivo, quello di scalare la montagna della democrazia, non è mai cambiato. Una nuova parete, un istante per rifiatare e poi ancora avanti, mentre le vecchie sirene barbute del potere, i filosofi del nulla della sinistra e i piduisti al potere ci hanno insultato, ignorato, sbeffeggiato (e ancora lo fanno) con il megafono dei loro giornalisti servi. La vetta è forse ancora lontana, ma ci arriveremo, un passo alla volta, non abbiamo fretta. Loro non si arrenderanno mai (ma gli conviene?), Noi neppure.

Posted in Articoli, Video-Voce | Tagged , , , , | Leave a comment

Passaparola – Il sonno dei mostri – Oliviero Beha

Passaparola – Il sonno dei mostri – Oliviero Beha
Saluto tutti gli amici del blog di Beppe Grillo, sono Oliviero Beha , che faccio io? Intanto cerco di sopravvivere visti i tempi, poi faccio il giornalista e scrivo libri, quando posso conduco programmi radiofonici o televisivi.
Cosa è successo in questi giorni? Tante cose, posso riassumere in una formula, c’è un famoso dipinto di Goja che dice che il sonno della ragione genera mostri, qui siamo a Goja rovesciato, è il sonno dei mostri, intesa naturalmente come la Casta che ha rovinato questo Paese che ha contribuito pesantemente a diserbarlo da tutti i punti di vista che sta generando la ragione. Il sonno di questi mostri sta generando la ragione, che altro è, infatti, la manifestazione di protesta e poi democraticamente di intervento nella vita pubblica nazionale, sia pure in veste amministrativa per ora, da parte del MoVimento 5 Stelle?

Posted in Articoli, Video-Voce | Tagged , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , | Leave a comment